lezzet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lezzet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Kasım 2011 Perşembe
Tay mutfağının özgün adresi; Pera Thai
Beyoğlu Tünel'den Meşrutiyet Caddesi'ne inerken otantik dünya mutfakları seçenekleri sunan bir kaç restoran geçtikten sonra aşağıda tarihi bir binanın girişinde Tay yani Tayland mutfağının en özgün adresi Pera Thai'yi göreceksiniz.
Kapıda sizi karşılayan kibar garsonlardan sonra içeriye girdiğinizde ekru örtülerin üzerinde fuşya orkidelerin yer aldığı sade ve son derece naif bir kaç masayla karşılaşacaksınız.
Üst katında da aynı şekilde 5-6 masa bulunan bu restoran toplamda 65 kişilik.
Fakat ünü kendinden büyük! O küçücük restorandan taşan leziz yemekler dünya çapında bir üne sahip.12 yıllık bu Thai restoranı 2006 yılında Tayland hükümeti tarafından dünyada mutfağı, kalitesi, ortamı ve misafirlerine gösterdiği özenle değerlendirilen Thai Select ödülüyle taçlandırılmış.
2009 yılında ise Tayland National Food Institute tarafından Excellent Thai Restaurant olarak The Pride of Thailand-Certificated of Excellence ödülüne layık görülmüş.
Ortamın sade şıklığının yanı sıra Tayland'ın sembol objelerine ve oymalı mobilyalarına da yer verilmiş. Özellikle arkası vestiyer olarak kullanılan ahşap paravanın üzerine oyulmuş taşlı fil figürüne bayıldım.
Cam bölmenin üzerindeki rafta oturup, sizi selamlayan buda heykelleri, ilginç masklar, duvardaki tablolar ve fonda çalan otantik müziklerle Beyoğlu'nda olduğunuzu unutabilirsiniz.
Menüsü ise oldukça zengin, Tayland mutfağının en büyük özelliği olan çeşit çeşit baharatlar ve acıyla lezzetlendirilen yemekler Taylandlı bayan aşçılar tarafından hazırlanıyor. Pera Thai'nin menü konseptini ise Kahire'deki ünlü Bua Khao restoranlar zincirinin sahibi Bn. Yuphadee Sawamiwast oluşturuyor.
Ben bir Uzakdoğu klasiği olan noodle yedim, tavuklu ve bol acılı...Tayland'a özel ev yapımı köriyle renklendirilmişti, gerçekten parmaklarımı da yemek istedim.
Restoranının diğer sevilen yemekleri arasında Thai Mantısı (Dim Sum), Acılı Noodle Salatası (Yum Woon Sen), Acılı Karides Çorbası (Tom Yam Gung), Tayland usulü noodle (Pad Thai) sayılabilir.
Bu arada restoranın kullandığı Tayland porselenlerine de aşık olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Bizim çinilerimize de biraz benziyor ama formları itibariyle çok farklı.
Özellikle kulpsuz çay fincanlarından mutlaka edinmeliyim. Birlikte yemek yediğimiz hostes arkadaşım Tayland'a gittiğinde bana onlardan getirme sözü de verdi:) Yemekten sonra mutlaka bir bardak yeşil çay alın, hem o lezzeti tadın hem fincanın şirinliğini de görün derim.
Eğer acıyı, baharatı seviyor ve farklı lezzetler arıyorsanız Pera Thai asla pişman olmayacağınız lezzetler sunuyor. Özel günleriniz için de sıradışı bir alternatif olan mekan için hafta sonu mutlaka rezervasyon yapmak gerekiyor. Fiyatlar konusunda da sizi üzmeyecek, çünkü yediğiniz eşsiz lezzete değdiğini göreceksiniz.
Pera Thai
T: 0212 245 57 25-26 // info@perathai.com
http://www.perathai.com/
Etiketler:
acılı,
baharatlı,
beyoğlu,
lezzet,
noodle,
otantik mutfak,
pera thai,
tay mutfağı,
tay restoran,
tayland,
tayland mutfağı,
tayland porselen,
thai çorba,
thai restaurant,
thai select
19 Ekim 2011 Çarşamba
Bir gün, bir İstanbul
İstanbul hüzünlü bugün. Dokunsan ağlayacak.
Boğaziçi Köprüsü'nden geçerken arabanın camını açıp, bağırıyor dayım, "hey be İstanbul!" "Bir gün biz de döner miyiz yeniden" diyor ilkgençliğinin geçtiği şehrin yorgun siluetine, gri gökyüzüne dalıp. Kim bilir?
Beşiktaş ve Karaköy'ü geçip Galata Köprüsü'ne varıyoruz. Sıra sıra dizili umut kovalarının ve 'rastgelmesini' bekleyen yaşlı, genç balık sevdalılarının arasından salınarak uzanıyoruz Eminönü'ne.
Bu şehrin sadece insanları, arabaları mı kalabalık, onlar mı sığamıyorlar sokaklarına, caddelerine bu kentin? Ya kuşlar? İstanbul'un kuşları...
Artık telgraf da yok, ağaçlar da azaldı ya, nereye konar bu kuşlar? Metronun telleri ne güne duruyor tabii...
Gün akşama dönmeden ulaşıyoruz Florya'ya. Gökyüzünün grisi denizi de boyamış, kendi kusurunu örtmek ister gibi.
Kayalıklarda oturup, tellendiriyoruz bir sigara. Ufuk çizgisi belli belirsiz... Dubrovnik'e giden şu kocaman gezi gemisi de olmasa gök ile ayrılmayacak deniz.
Üç balıkçı dalgalar yüzünden alabora olup, orta yerinden ikiye ayrılan teknelerinin motorunu çıkartmaya çalışıyorlar bir halatla. Belli ki kıramamış dalga umutlarını!
Etraftan birkaç gencin de kuvvetiyle oturuyor karaya ekmek teknesinin motoru. Derin bir oh çekiyor herkes.
'Balıkhane' ye giriyoruz, belki de az önceki balıkçıların bir gün önce ağına takılan balıklardan yiyeceğiz.
Misafirlerimizi beklerken büyük dayım "bize atıştırmalık, yatıştırmalık bir şeyler getir" diyor Ramazan abiye.
Önce mis gibi kızarmış ekmekle beyaz peynir servis ediliyor tabaklarımıza. Ardından meşhur kereviz salatası geliyor. Sonra sırayla salata yağıyor masamıza; taptaze otlardan mevsim salata, brüksel lahanası, roka ile sirkeli yeşil salata, domates ve salatalık söğüş...
Saklandığı yerden görünüp usulca kayboluyor güneş. Buluttan battaniyesini çekip üstüne... Gün aya emanet!
Gün batımında Balıkhane'deyiz.
Yazın son tatlı kavununu da burada yiyiyoruz. Onu da şu kara bulutun arkasında yavaş yavaş kaybolurken, bize göz kırpan güneşe benzetiyorum.
Kumpir gibi patatesle birlikte gelen denizin gülü levrek için Asos'tan beri yediğim en güzel levrekti diyebilirim.
Ama bir daha ki gelişimde arka masamızda görüp kıskandığım 'kaya tuzunun içine gömüp, üzerini alevlendirerek servis ettikleri o tuzlu balığı' mutlaka deneyeceğim.
Balıktan sonra helva olmazsa olmazdır ama orta yerinde dondurma gizlenmiş, karamel soslu helvayı da başka yerde bulamayız, geldiği gibi bitiyor.
Balıkhane sadece birbirinden güzel lezzetleriyle değil, Grek müzikleri, panoramik deniz manzarası, ilgili, güler yüzlü çalışanı ve servis kalitesiyle gönlümü çoktan fethetti.
Koca bir Cumartesi'yi devirip dönüyoruz evimize.
Damağımızda tatlar, üzerimizde tatlı bir yorgunluk.
Hey be İstanbul, hüzünlüyken bile öyle güzelsin ki...
3 Ekim 2011 Pazartesi
Lezzetin peşindeyim!
Beni tanıyanlar bilir; ben öyle çok yiyen, böyle habire canı bir şeyler çeken, ağzı sulanan insanlardan değilimdir.
Hatta çocukluğumdan beri yemek seçen biriyim. Yiyeceğim şeyin önüme geliş şekline, hatta fiziksel güzelliğine çok önem veririm.
Mesela domates yemem ama çeri domatese bayılırım. Kabak yemeği yemem ama mücvere deli olurum.
Yeni lezzetler keşfetmeyi, sevdiğim tatların enteresan sunumlarını çok severim.
Ve aslında hepimizin alışkın olduğu tatların en iyisini nerede bulacağımızı araştırmayı da severim.
Bu tatların illaki şık bir restoranda, pahalı bir mekanda veya muhteşem manzara eşliğinde olmadığını hepimiz biliyoruz.
Aslında ben mekanların değil lezzetin peşindeyim!
İşte bu noktada benimle aynı düşünenler için yepyeni bir kategori açıyorum.
İstanbul'dan, Bursa'dan ve gezi rotalarımdan alternatif lezzetleri anlattığım yeni sayfama,
blogun en üstündeki kategorilerde yer alan "YiYORUM" u tıklayıp ulaşabilirsiniz.
Etiketler:
gurme,
italyan mutfağı,
lezzet,
türk mutfağı,
yeme-içme
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













